Bir zamanlar denize açılan kahramanların peşinde olduğu şeydi Altın Post. Yüzyıllar sonra aynı denizde bu kez 1500 yıldır yurt edindikleri Sümela Meryem Ana Manastırı’ndan ayrılmak zorunda kalan keşişler sessiz bir yolculuğa çıkar. Bu efsanevi serüvende keşişlerin aradıkları ne bir hazine ne de bir zaferdir. Onların yolculuğu yalnızca göçün değil, bir hafızanın da hikâyesine dönüşür.
Mübadeleyle değişen yaşamlar arasında Keşiş Dimitri bambaşka bir kaderin eşiğinde bulur kendini. Sırtında taşıdığı coğrafyayla birlikte Konstantinopolis’te yeniden bir yaşam kurmaya çalışır. Ancak sisler içinde terk edilmişliğiyle baş başa kalan manastır, bölgenin söylenceleriyle birlikte anılarda yaşamayı sürdürecektir.
Karadeniz’in kadim mitleriyle tarihin büyük kırılmalarından birini her kahramanın kendi “Altın Post”unu aradığı bir anlatıda buluşturan Cemal Ünlü, okuru zamanın ve coğrafyanın sınırlarını aşan bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor.
Leonidas, yemekhanede etrafına toplanan keşişlere bunun Altın Post benzeri bir yolculuktan başka bir şey olamayacağını söylemişti. “Gemilere doluşarak güçle zenginliğin simgesi Altın Post’u bulmak ümidiyle yola çıkmışlardı. Kolay geçmemişti uzun yolculukları. Pes edenleri çıktı. Ne çoğu yılmış, küsmüş, geri dönmeyi istemişlerdi. Bizler de o kadar kişiyiz, Argonotlar kadarız. İçlerinde Herakles, Kastor, Orfeus gibi yiğitler vardı, bizlerse kendi halinde kimseleriz, hiç savaşçı olmadık, olmayız da. Avuçları kürek çekmekten patlamış, yara bere içinde kalmışlardı onlar. Bizlerse kederimizi gemi bacasında tüten dumana salacağız.”
Kapak görseli: Erasmus Quellinus II, Altın Postlu Jason (detay), Museo del Prado.
Bir zamanlar denize açılan kahramanların peşinde olduğu şeydi Altın Post. Yüzyıllar sonra aynı denizde bu kez 1500 yıldır yurt edindikleri Sümela Meryem Ana Manastırı’ndan ayrılmak zorunda kalan keşişler sessiz bir yolculuğa çıkar. Bu efsanevi serüvende keşişlerin aradıkları ne bir hazine ne de bir zaferdir. Onların yolculuğu yalnızca göçün değil, bir hafızanın da hikâyesine dönüşür.
Mübadeleyle değişen yaşamlar arasında Keşiş Dimitri bambaşka bir kaderin eşiğinde bulur kendini. Sırtında taşıdığı coğrafyayla birlikte Konstantinopolis’te yeniden bir yaşam kurmaya çalışır. Ancak sisler içinde terk edilmişliğiyle baş başa kalan manastır, bölgenin söylenceleriyle birlikte anılarda yaşamayı sürdürecektir.
Karadeniz’in kadim mitleriyle tarihin büyük kırılmalarından birini her kahramanın kendi “Altın Post”unu aradığı bir anlatıda buluşturan Cemal Ünlü, okuru zamanın ve coğrafyanın sınırlarını aşan bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor.
Leonidas, yemekhanede etrafına toplanan keşişlere bunun Altın Post benzeri bir yolculuktan başka bir şey olamayacağını söylemişti. “Gemilere doluşarak güçle zenginliğin simgesi Altın Post’u bulmak ümidiyle yola çıkmışlardı. Kolay geçmemişti uzun yolculukları. Pes edenleri çıktı. Ne çoğu yılmış, küsmüş, geri dönmeyi istemişlerdi. Bizler de o kadar kişiyiz, Argonotlar kadarız. İçlerinde Herakles, Kastor, Orfeus gibi yiğitler vardı, bizlerse kendi halinde kimseleriz, hiç savaşçı olmadık, olmayız da. Avuçları kürek çekmekten patlamış, yara bere içinde kalmışlardı onlar. Bizlerse kederimizi gemi bacasında tüten dumana salacağız.”
Kapak görseli: Erasmus Quellinus II, Altın Postlu Jason (detay), Museo del Prado.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 143,00 | 143,00 |