Dostoyevski Seti (5 Kitap)

Stok Kodu:
2789788614682
Boyut:
13x20
Sayfa Sayısı:
571
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2018-12
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
2. Hamur
%32 indirimli
110,00TL
74,80TL
2789788614682
641683
Dostoyevski Seti (5 Kitap)
Dostoyevski Seti (5 Kitap)
74.80

Setin İçindeki Kitaplar

Küçük Kahraman

Bu küçük kitapla, Dostoyevski’nin bütün hikâyelerinin çevirisini tamamlamış oluyoruz.

Öncekiler gibi Dostoyevski’nin hayatının farklı kesitlerine ait hikâyeler bunlar. Böyle küçük bir kitapla, yazarın fikirlerinin izini takip etmek güçtür elbette, ama gene de okura bir fikir verebilir. İlk hikâye, “Polzunkov” 1848 tarihli. Demek ki Dostoyevski bu sırada henüz 27 yaşında, ama çağının büyük edebiyat eleştirmenlerinin ilgiyle izledikleri, son derece yetenekli bir yazar. Büyük romanları yok henüz, ama benzersiz hikâyeleri ve novellaları var. Ertesi yıl Petropavlovsk hapishanesinde, ilkin verilecek hükmü, sonra da idam cezasının infazını bekleyerek geçecek.

Küçük Kahraman, işte bu günlerin hikâyesi. İnfazı onaylanmış bir adam için şaşılacak derecede hayat dolu bir hikâye bu. Manganın karşısına dikileceği günleri sayarken, kardeşine şu satırları yazabilecek kadar bağlanmış hayata: “Boş yere zaman kaybetmeyeceğim; üç novella ile iki roman düşündüm, birini şimdi yazıyorum.” Şimdi yazıyorum dediği, Küçük Kahraman. “İsa’nın Noel Çamındaki Oğlan,” “Asırlık” ve “Mujik Marey” ölümünden bir yıl önce yazılmış eserler. Bunların üslubunun ve anlatımının daha rafine oluşları dikkatinizi çekecektir. Ortak özellikleri ise, bana sorarsanız, derin bir halk sevgisi. Tanımadığı bir çocuğun, görmediği bir kocakarının, adeta yüzyıllık bir hatıradan çıkagelen bir mujiğin hikâyeleri olmaları sanırım. Acı bir tat bırakacak zihninizde. HY

Kumarbaz

Mektuplarına bakılırsa Kumarbaz, Dostoyevski’nin aklına ilk kez 1863’te düştü. Anlaşılan bu sırada kurgusunu da yapmıştı romanın, dediğine göre “üç yıldır kumarhane kumarhane dolaşıp rulet oynayan” birini anlatacaktı. Sonra bir kenara koydu bunu, ta ki 1866 yazında, faizcilerin baskısından bunalıp, sırtından tonla para kazanmış yayıncı Stellovskiy’in kapısını çalana kadar. Stellovskiy kabul etti romanı yayınlamayı, ama az anasının gözü değildi adam, şart koştu: 1 Kasım’a kadar bitmeyecek olursa, Dostoyevski’nin bundan böyle yazacağı her şeyi dokuz yıl boyunca tek kuruş ödemeden basacaktı.

Büyük yazar bu sırada Suç ve Ceza üzerine çalışıyordu ve araya hiçbir şey sokmak istemiyordu; ama ekim ayı başında yumurta kapıya dayanmıştı artık. Böylece, bir stenograf tuttu kendine (çok geçmeden evlenecekti onunla) ve 4 ekimden 29 ekime kadar, toplam 26 günde romanı dikte etti. Romanın ilk adı “Roulettenbourg” idi, ama yayıncı “Rusça bir şey olsun” deyince, Игрок (Kumarbaz) olarak değiştirdi. Kumarbaz, Dostoyevski'nin 1862 Avrupa seyahatinin izlenimleriyle dolu bir roman. Kendisi de az kumar oynamamıştı hani. Anna Grigoryevna, büyük yazarı kaybettikten sonra anılarında işaret eder buna: “Fyodr Mihayloviç, [Kumarbaz’ın kahramanı] Aleksey İvanoviç’in duygu ve izlenimlerini bizzat kendisi de yaşadığını söylerdi,” diyerek.

Başkasının Karısı

Edebiyat eleştirmenleri genellikle, Dostoyevski’nin Petropavlovsk zindanında idamını beklediği 1849 yaz aylarının, onun hayatında ve sanatsal yaratıcılığında bir dönüm noktası olduğunu düşünürler; ancak ben, öykü ve romanlarındaki sürekliliğe bakarak, bunun abartıldığını düşünüyorum. Bu kitapta, tümü de o meşum 1849 yılından önce yazılmış dört öykü bulacaksınız. Öykülerden ikisi, “Dokuz Mektupta Bir Aşk Öyküsü” ile “Başkasının Karısı ve Karyolanın Altında Bir Koca,” Petersburg sosyetesinden sadakatsizlik farsları. İlki, fazladan, Dostoyevski’nin 1866’da Kumarbaz ile döneceği kumar alışkanlığını da alay konusu yapacak: gözleri etraflarında olan bitenlere kapanmış iki kumarbazı, yalnızca alacak-verecek davaları değil, karılarının ortak sadakatsizliği de buluşturacak. İkincisi ise, pekâlâ bir hiciv şaheseri sayılabilir. Bu yanlışlıklar komedisi teatral havasıyla da kahkahalarla güldürecek sizi. “Bir Noel Çamı ve Bir Düğün” ise bu öykülerdeki hiciv ile taban tabana zıt. Dostoyevski burada, alçak bir servet avcısını yerin dibine sokmakla kalmayacak, çocukluğun saflığı ile gerçek hayatın merhametsizliği arasındaki keskin kontrastı da gözlerinizin önüne serecek. Hiçbir şey eklemeden, sadece gördüklerini anlatarak; ama bu öykünün sadece yazarının hayal gücünden süzülmüş olmadığını, başka başka biçimlerde olsa bile, o zaman olduğu gibi bugün de rastlayabileceğiniz, hatta yaşandığından emin olduğunuz bir şey olduğunu hissedeceksiniz. “Polzunkov” da onlarla benzer bir kumaştan; kendi budalalıklarının sonucu hayattan yediği silleyi şaklaban gibi başkalarını güldürerek avutmaya çalışan bu “insancık,” sizde de acı bir tebessüm bırakacak. Çevirmen olarak önerim, sevgili okur, bu öyküleri bir defa okumakla yetinmemeniz; alın ve sindirerek okuyun onları. O zaman, yazılmamış, ama sizin sezgilerinize bırakılmış ayrıntılar da bulacaksınız.

Şerefli Hırsız

Elinizdeki öykülerle, Dostoyevski’nin bütün öykülerini tamamlamaya bir adım daha yaklaşmış oluyoruz. Dostoyevski bu defa beş öykü ile karşınızda. Kitapta “Şerefli Bir Hırsız” ile birlikte sanki onun uzantısı gibi, başka dillere nadiren çevrilmiş (ve biri de tamamlanmamış) iki öykü daha bulacaksınız: “Emekli” ve “Gulyabani.” Bunlarda da anlatıcımız Astafiy İvanıç, bir Tolstoy öyküsünden çıkagelmiş gibi halktan, sıradan, yalın bir tip. Dostoyevski belki de bu yüzden “Emekli”yi hayattayken yaptığı derlemelere almamış. “Gulyabani” ise büyük yazarın ölümünden sonra, müsveddeleri arasında bulunmuş. Anlaşılan Dostoyevski, “bilinmeyen birinin notlarından” başlığı altında daha bir dizi öykü yazmayı planlamış, ama bunu hayata geçirememiş. Bu üç öyküyü yalınlıklarıyla, içinden süzülen ışığı gökkuşağının renklerine ayıran bir pırlanta olarak değerlendirebiliriz. Öte yandan “Bobok,” parlak kızıllığıyla ironiye daha uygun düşen bir lâl gibi. Dostoyevski bu öyküyü, idam mangası karşısına dikilmeyi beklediği o meşum 1849 yılından sonra yazmış. Belki de bu yüzden, üzerindeki istihza örtüsü diğerlerinden çok daha kalın olsa bile, okurlarda daha yakıcı, daha acı bir tat bırakacak. “Sayın Proharçin” ise, daha ayrık, zorlu ve bir zümrüt gibi parlıyor. Üslubunda Küçük Kahraman’ı hatırlatan bir şeyler var: çevirmeni adeta çileden çıkaran son derece uzun, zorlu, hatta müphem cümleler; üstelik her şeyi anlatmıyor size, bazı ayrıntılar var ki kendiniz kavramak zorundasınız, bunun için de iki defa okumanız gerekiyor. Bu olağanüstü öyküleri elinizden bırakamayacaksınız.

Kırılgan Bir Yürek

Bu kitapta ilki 1848, ikincisi 1876 tarihli iki novella bulacaksınız. “Kırılgan Bir Yürek” yedikleri, içtikleri ayrı gitmeyen iki can dostla tanıştıracak sizi. Belki bir hiciv tınısı sezinleyeceksiniz başlarda, ama sonra derin, devası olmayan bir trajediyle karşılaşacaksınız. Hayattan, mutluluğun kırıntılarından başka bir şey beklemeyen insancıkların hikâyesi bu; öyle açlar ki buna, saadet elle tutulur hale geldiğinde ne yapacaklarını bilemezler, fırtınanın dalgaları arasında boğulup kaybolabilirler… “Narin” ise gencecik, karısının cesedi başındaki bir adamın gelgitli, vesveseli sözleriyle seslenecek size. Zavallı bir adam, bir “insancık,” ama öte yandan karısını ölüme sürüklemiş bir iktidar düşkünü. Çünkü bütün “insancıklar” gibi, kendisi iktidarın yükü altında ezilir, horlanır, aşağılanırken, tek amacı kendi küçük iktidarını kurmak. Kim üzerinde? Gücü en çok yettiğine, genç karısına. Goethe’den dizeler okuyabilecek kadar entelektüel, ama başka bir hayatın varlığını düşünmemiş bile, varsa yoksa kendi iktidarı. Bu novellada dikkatinizi çekecek başka bir şey daha var: karısını ölüme sürükleyen adam, Dostoyevski’nin genelde vazettiğinin tersine teslimiyete değil, isyana kapılacak sonunda: “Beni emrine itaat ettirecek gücün var mı ki senin? Kör karanlık neden parçaladı her şeyin en değerlisini? Sizin yasalarınızdan bana ne artık? Ben sizden değilim.”

Setin İçindeki Kitaplar

Küçük Kahraman

Bu küçük kitapla, Dostoyevski’nin bütün hikâyelerinin çevirisini tamamlamış oluyoruz.

Öncekiler gibi Dostoyevski’nin hayatının farklı kesitlerine ait hikâyeler bunlar. Böyle küçük bir kitapla, yazarın fikirlerinin izini takip etmek güçtür elbette, ama gene de okura bir fikir verebilir. İlk hikâye, “Polzunkov” 1848 tarihli. Demek ki Dostoyevski bu sırada henüz 27 yaşında, ama çağının büyük edebiyat eleştirmenlerinin ilgiyle izledikleri, son derece yetenekli bir yazar. Büyük romanları yok henüz, ama benzersiz hikâyeleri ve novellaları var. Ertesi yıl Petropavlovsk hapishanesinde, ilkin verilecek hükmü, sonra da idam cezasının infazını bekleyerek geçecek.

Küçük Kahraman, işte bu günlerin hikâyesi. İnfazı onaylanmış bir adam için şaşılacak derecede hayat dolu bir hikâye bu. Manganın karşısına dikileceği günleri sayarken, kardeşine şu satırları yazabilecek kadar bağlanmış hayata: “Boş yere zaman kaybetmeyeceğim; üç novella ile iki roman düşündüm, birini şimdi yazıyorum.” Şimdi yazıyorum dediği, Küçük Kahraman. “İsa’nın Noel Çamındaki Oğlan,” “Asırlık” ve “Mujik Marey” ölümünden bir yıl önce yazılmış eserler. Bunların üslubunun ve anlatımının daha rafine oluşları dikkatinizi çekecektir. Ortak özellikleri ise, bana sorarsanız, derin bir halk sevgisi. Tanımadığı bir çocuğun, görmediği bir kocakarının, adeta yüzyıllık bir hatıradan çıkagelen bir mujiğin hikâyeleri olmaları sanırım. Acı bir tat bırakacak zihninizde. HY

Kumarbaz

Mektuplarına bakılırsa Kumarbaz, Dostoyevski’nin aklına ilk kez 1863’te düştü. Anlaşılan bu sırada kurgusunu da yapmıştı romanın, dediğine göre “üç yıldır kumarhane kumarhane dolaşıp rulet oynayan” birini anlatacaktı. Sonra bir kenara koydu bunu, ta ki 1866 yazında, faizcilerin baskısından bunalıp, sırtından tonla para kazanmış yayıncı Stellovskiy’in kapısını çalana kadar. Stellovskiy kabul etti romanı yayınlamayı, ama az anasının gözü değildi adam, şart koştu: 1 Kasım’a kadar bitmeyecek olursa, Dostoyevski’nin bundan böyle yazacağı her şeyi dokuz yıl boyunca tek kuruş ödemeden basacaktı.

Büyük yazar bu sırada Suç ve Ceza üzerine çalışıyordu ve araya hiçbir şey sokmak istemiyordu; ama ekim ayı başında yumurta kapıya dayanmıştı artık. Böylece, bir stenograf tuttu kendine (çok geçmeden evlenecekti onunla) ve 4 ekimden 29 ekime kadar, toplam 26 günde romanı dikte etti. Romanın ilk adı “Roulettenbourg” idi, ama yayıncı “Rusça bir şey olsun” deyince, Игрок (Kumarbaz) olarak değiştirdi. Kumarbaz, Dostoyevski'nin 1862 Avrupa seyahatinin izlenimleriyle dolu bir roman. Kendisi de az kumar oynamamıştı hani. Anna Grigoryevna, büyük yazarı kaybettikten sonra anılarında işaret eder buna: “Fyodr Mihayloviç, [Kumarbaz’ın kahramanı] Aleksey İvanoviç’in duygu ve izlenimlerini bizzat kendisi de yaşadığını söylerdi,” diyerek.

Başkasının Karısı

Edebiyat eleştirmenleri genellikle, Dostoyevski’nin Petropavlovsk zindanında idamını beklediği 1849 yaz aylarının, onun hayatında ve sanatsal yaratıcılığında bir dönüm noktası olduğunu düşünürler; ancak ben, öykü ve romanlarındaki sürekliliğe bakarak, bunun abartıldığını düşünüyorum. Bu kitapta, tümü de o meşum 1849 yılından önce yazılmış dört öykü bulacaksınız. Öykülerden ikisi, “Dokuz Mektupta Bir Aşk Öyküsü” ile “Başkasının Karısı ve Karyolanın Altında Bir Koca,” Petersburg sosyetesinden sadakatsizlik farsları. İlki, fazladan, Dostoyevski’nin 1866’da Kumarbaz ile döneceği kumar alışkanlığını da alay konusu yapacak: gözleri etraflarında olan bitenlere kapanmış iki kumarbazı, yalnızca alacak-verecek davaları değil, karılarının ortak sadakatsizliği de buluşturacak. İkincisi ise, pekâlâ bir hiciv şaheseri sayılabilir. Bu yanlışlıklar komedisi teatral havasıyla da kahkahalarla güldürecek sizi. “Bir Noel Çamı ve Bir Düğün” ise bu öykülerdeki hiciv ile taban tabana zıt. Dostoyevski burada, alçak bir servet avcısını yerin dibine sokmakla kalmayacak, çocukluğun saflığı ile gerçek hayatın merhametsizliği arasındaki keskin kontrastı da gözlerinizin önüne serecek. Hiçbir şey eklemeden, sadece gördüklerini anlatarak; ama bu öykünün sadece yazarının hayal gücünden süzülmüş olmadığını, başka başka biçimlerde olsa bile, o zaman olduğu gibi bugün de rastlayabileceğiniz, hatta yaşandığından emin olduğunuz bir şey olduğunu hissedeceksiniz. “Polzunkov” da onlarla benzer bir kumaştan; kendi budalalıklarının sonucu hayattan yediği silleyi şaklaban gibi başkalarını güldürerek avutmaya çalışan bu “insancık,” sizde de acı bir tebessüm bırakacak. Çevirmen olarak önerim, sevgili okur, bu öyküleri bir defa okumakla yetinmemeniz; alın ve sindirerek okuyun onları. O zaman, yazılmamış, ama sizin sezgilerinize bırakılmış ayrıntılar da bulacaksınız.

Şerefli Hırsız

Elinizdeki öykülerle, Dostoyevski’nin bütün öykülerini tamamlamaya bir adım daha yaklaşmış oluyoruz. Dostoyevski bu defa beş öykü ile karşınızda. Kitapta “Şerefli Bir Hırsız” ile birlikte sanki onun uzantısı gibi, başka dillere nadiren çevrilmiş (ve biri de tamamlanmamış) iki öykü daha bulacaksınız: “Emekli” ve “Gulyabani.” Bunlarda da anlatıcımız Astafiy İvanıç, bir Tolstoy öyküsünden çıkagelmiş gibi halktan, sıradan, yalın bir tip. Dostoyevski belki de bu yüzden “Emekli”yi hayattayken yaptığı derlemelere almamış. “Gulyabani” ise büyük yazarın ölümünden sonra, müsveddeleri arasında bulunmuş. Anlaşılan Dostoyevski, “bilinmeyen birinin notlarından” başlığı altında daha bir dizi öykü yazmayı planlamış, ama bunu hayata geçirememiş. Bu üç öyküyü yalınlıklarıyla, içinden süzülen ışığı gökkuşağının renklerine ayıran bir pırlanta olarak değerlendirebiliriz. Öte yandan “Bobok,” parlak kızıllığıyla ironiye daha uygun düşen bir lâl gibi. Dostoyevski bu öyküyü, idam mangası karşısına dikilmeyi beklediği o meşum 1849 yılından sonra yazmış. Belki de bu yüzden, üzerindeki istihza örtüsü diğerlerinden çok daha kalın olsa bile, okurlarda daha yakıcı, daha acı bir tat bırakacak. “Sayın Proharçin” ise, daha ayrık, zorlu ve bir zümrüt gibi parlıyor. Üslubunda Küçük Kahraman’ı hatırlatan bir şeyler var: çevirmeni adeta çileden çıkaran son derece uzun, zorlu, hatta müphem cümleler; üstelik her şeyi anlatmıyor size, bazı ayrıntılar var ki kendiniz kavramak zorundasınız, bunun için de iki defa okumanız gerekiyor. Bu olağanüstü öyküleri elinizden bırakamayacaksınız.

Kırılgan Bir Yürek

Bu kitapta ilki 1848, ikincisi 1876 tarihli iki novella bulacaksınız. “Kırılgan Bir Yürek” yedikleri, içtikleri ayrı gitmeyen iki can dostla tanıştıracak sizi. Belki bir hiciv tınısı sezinleyeceksiniz başlarda, ama sonra derin, devası olmayan bir trajediyle karşılaşacaksınız. Hayattan, mutluluğun kırıntılarından başka bir şey beklemeyen insancıkların hikâyesi bu; öyle açlar ki buna, saadet elle tutulur hale geldiğinde ne yapacaklarını bilemezler, fırtınanın dalgaları arasında boğulup kaybolabilirler… “Narin” ise gencecik, karısının cesedi başındaki bir adamın gelgitli, vesveseli sözleriyle seslenecek size. Zavallı bir adam, bir “insancık,” ama öte yandan karısını ölüme sürüklemiş bir iktidar düşkünü. Çünkü bütün “insancıklar” gibi, kendisi iktidarın yükü altında ezilir, horlanır, aşağılanırken, tek amacı kendi küçük iktidarını kurmak. Kim üzerinde? Gücü en çok yettiğine, genç karısına. Goethe’den dizeler okuyabilecek kadar entelektüel, ama başka bir hayatın varlığını düşünmemiş bile, varsa yoksa kendi iktidarı. Bu novellada dikkatinizi çekecek başka bir şey daha var: karısını ölüme sürükleyen adam, Dostoyevski’nin genelde vazettiğinin tersine teslimiyete değil, isyana kapılacak sonunda: “Beni emrine itaat ettirecek gücün var mı ki senin? Kör karanlık neden parçaladı her şeyin en değerlisini? Sizin yasalarınızdan bana ne artık? Ben sizden değilim.”

Tüm kartlar
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
Tek Çekim 74,80    74,80   
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat