Wundt, yazmanın ve konuşmanın sonradan kazanılan zorlayıcı süreçler olması nedeniyle jestlerin
yapay birer “icat” veya konuşmanın “ikamesi” olduğu yönündeki yaygın toplumsal inancı yıkar. Ona
göre jestler “sessiz bir anlaşma” biçiminden çok insanlığın ortak ruhu olarak tanımladığı
Völkerpsychologie kavramının en somut yansımalarından biridir.
Jestleri, yön gösteren (işaret edici), fiziksel dünyayı taklit eden, soyut kavramları simgeleyen ve
sembolik anlamlar taşıyan hareketler olarak dört ana evrimsel grupta sınıflandıran Wundt'un nihai
çıkış noktası, insan bilişinin ve zihninin işleyiş ilkelerini deşifre etmektir. Dilin henüz kelimelere
dökülmediği, düşüncenin yalnızca bedenle can bulduğu o kadim kökenleri incelerken, her bir el
hareketinin yahut bakışın rastgele birer devinim olmadığını; aksine insan zihninin evrensel yasalarını
taşıyan bir sistemi işaret ettiğini öne sürer. Diller ve iletişim biçimleri üzerine çalışmanın insan zihninin
karanlık noktalarını aydınlatacak en güçlü anahtar olduğu savıyla, teorisini sağır-dilsizlerden ilkel
kabilelere, sessizlik yemini eden keşişlerden Kızılderililere uzanan çok yönlü bir satıhta titizlikle
sınamaya koyulur.
Bedenimizin her bir hareketinin, toplumsal hafıza ve evrimsel sürecin izlerini taşıyan psikolojik birer
belgeye dönüştüğü Jestlerin Dili, insanın neden ve nasıl anlaştığı sorusu güncelliğini yitirmedikçe
eskimeyecek bir klasik niteliğinde!
(Tanıtım Bülteninden)
Wundt, yazmanın ve konuşmanın sonradan kazanılan zorlayıcı süreçler olması nedeniyle jestlerin
yapay birer “icat” veya konuşmanın “ikamesi” olduğu yönündeki yaygın toplumsal inancı yıkar. Ona
göre jestler “sessiz bir anlaşma” biçiminden çok insanlığın ortak ruhu olarak tanımladığı
Völkerpsychologie kavramının en somut yansımalarından biridir.
Jestleri, yön gösteren (işaret edici), fiziksel dünyayı taklit eden, soyut kavramları simgeleyen ve
sembolik anlamlar taşıyan hareketler olarak dört ana evrimsel grupta sınıflandıran Wundt'un nihai
çıkış noktası, insan bilişinin ve zihninin işleyiş ilkelerini deşifre etmektir. Dilin henüz kelimelere
dökülmediği, düşüncenin yalnızca bedenle can bulduğu o kadim kökenleri incelerken, her bir el
hareketinin yahut bakışın rastgele birer devinim olmadığını; aksine insan zihninin evrensel yasalarını
taşıyan bir sistemi işaret ettiğini öne sürer. Diller ve iletişim biçimleri üzerine çalışmanın insan zihninin
karanlık noktalarını aydınlatacak en güçlü anahtar olduğu savıyla, teorisini sağır-dilsizlerden ilkel
kabilelere, sessizlik yemini eden keşişlerden Kızılderililere uzanan çok yönlü bir satıhta titizlikle
sınamaya koyulur.
Bedenimizin her bir hareketinin, toplumsal hafıza ve evrimsel sürecin izlerini taşıyan psikolojik birer
belgeye dönüştüğü Jestlerin Dili, insanın neden ve nasıl anlaştığı sorusu güncelliğini yitirmedikçe
eskimeyecek bir klasik niteliğinde!
(Tanıtım Bülteninden)