Ankara'ya gri diyenler acaba Mogan Gölü'nü gördüler mi? Hiç sanmıyoruz. Başkentin renklerinden Mogan Gölü, İpek Arman'ın yeni romanı Mogan Gölü'ndeki O Gece'de nefes nefese ilerleyen bir maceraya ev sahipliği yapıyor. Anadolu Uygarlıkları'na gönül veren kitaplarımızın en yenisi olan bu eser, Geç Roma/Bizans Dönemi'ne de uğrayıp 2005 yılından MS 362 yılına uzanıyor. Kitaptaki gizemli yollara saptıkça görüyoruz ki çocuklar zaman ve mekân dinlemiyor, yine bir şekilde oyun arkadaşlarını buluyor ve birbirlerinin hikâyelerini tamamlıyorlar. Ne mutlu! Azimle katedilen tüm yollar, çözülecek sırlara ve aydınlığa çıkıyor. Bir meşale de size uzatıyoruz.
"Gece serinliğini tam olarak hissettiklerinde üçü de ürpermişti ama bunun havadan kaynaklanmadığını biliyorlardı."
Mogan Gölü'nün kıyısında sınıfça kamp yapmak mı? Bu harika bir fikir. Peki ya Mogan'ın yıllardır sakladığı bir sırrı varsa?
Ercan, Duru ve Mina göl kıyısını keşfederken kendilerini bir geçitte bulurlar. Sonrası çokça karanlık, macera, işbirliği ve gizem...
Servis aracı, Çankaya'dan geçip güneye doğru Konya Yolu istikametine döndüğü zaman saatler 09.45'i gösteriyordu. Çok geçmeden göl bütün güzelliğiyle karşılarındaydı. Herkes heyecanla toparlanmaya başladı. Kamp yapmak için izin aldıkları bölge, Gölbaşı'na girdikten sonra birkaç kilometre gidecekleri güney istikametindeydi.
Öğretmenlerinin eşliğinde araçtan indiler. Gölden gelen tatlı bir yosun kokusu vardı. Kıyıda yetişmiş sazlıkların üzerinde kuşlar uçuyor, güneşin altında parlayan Mogan'ın minik canlıları başlarını ara ara sudan çıkarıyordu.
Çadırlarda iki kişi kalacaklardı. Hemen bir çember oluşturup çadırları kurmaya başladılar. Kurulan her çadır ortamı renklendiriyor, çocuklar sevinç içinde uyku tulumlarını yerleştirmeye koşuyordu. Mina ve Duru, Ercan'ın İsmail adındaki diğer bir öğrenciyle kalacağı çadırın tam yanına yerleştiler. Bir süre sonra kamp kurulmuş ve Semih Öğretmen'in çaldığı düdükle tüm öğrenciler onun yanında toplanmışlardı.
Evet, hadi bakalım, herkesin şapkası başında değil mi? Öğlen yemeğine kadar etrafta bir yürüyüş yapacağız. Sonra gölün çevresini inceleyip bölgenin tarihini konuşacağız. Ayşim Öğretmenim, ben geçen hafta biraz anlattım derslerde ama sizden daha detaylı bilgiler almak istiyoruz.
***
Saat daha erkendi ve her zaman yaptıkları gibi en tepeye kadar çıkıp Kale'nin iç surları içinde kalan çarşıları gezeceklerdi. Mina bölgeyle ilgili oldukça çok kitap okumuştu. Tarihe olan merakı sayesinde bildiklerini bir turist rehberi edasıyla her seferinde anlatıp dururdu.
Roma Dönemi'nin sonlarına doğru yapımına başlanmış ama esas Bizans Dönemi'nde birçok ekleme yapılmış Kale'ye... Sonrasında Selçuklular, Osmanlılar...
Tamam Mina, biliyoruz, şehir de bu kalenin civarındaymış, ticaret çok yoğunmuş o dönem, elbette Kral Yolu'nun üzerinde olduğu için...
Ha bir de dünyadaki ilk ticaret fuarı burada yapılmış...
Ercan son cümleyi söyledikten sonra hepsi birden gülmeye başlamışlardı. Mina sayesinde Kale hakkında o kadar çok şey biliyorlardı ki ona fırsat vermeden arka arkaya sıralamışlardı tüm bilgileri.
Peki o zaman size yeni bir bilgi: Roma ve Bizans Dönemi'nde buranın yani Ankara'nın tatil yeri ol duğunu biliyor musunuz? Hatta Roma imparatorları bile başkenti İstanbul'a taşıdıktan sonra şehrin neminden kaçmak için buraya gelirlermiş.
Yok artık, denizi bırakıp buraya mı geliyorlarmış...
Evet, üstelik uzun süre de kalıyorlarmış. Neyse, işte size yeni bir bilgi daha...
***
Çocuklar, önlerinde öğretmenleri olmak üzere grup halinde yürümeye başladılar. Gölün yaklaşık 8 bin yıl önce oluştuğunu, hangi canlı türlerini barındırdığını ve çoğunlukla yetişen bitkileri biliyorlardı. Özellikle de dünyada sadece burada yetişen Sevgi Çiçeği hakkında çok şey anlatmıştı Semih Öğretmen. Üstelik tam da çiçeklerini açtığı bir dönemde gelmişlerdi ve onları görmek için heyecanlanıyorlardı.
Sizce bu güzel bölgede ilk yerleşim ne zaman olmuştur?
Ayşim Öğretmen yavaş yavaş yürüyerek gölün arka taraflarında bulunan tepelik alanlara doğru ilerliyordu. Sorduğu soruya çocuklardan bir yanıt alamamıştı. Elini gözlerine siper ederek geldikleri Ankara yönüne doğru baktı.
Aslında Gölbaşı ve çevresi Tunç Devri'nde yerleşim alanı olmuştu. Sonrasında da sırasıyla Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Anadolu Selçuklu ve Osmanlılar yerleşti. Yani aslında Ankara'da yaşamış olan tüm medeniyetler burada da vardı.
Çocuklar dikkatle etrafa bakıyorlardı. Tepeliklere doğru görülen taşlık alanları, kayaları inceliyorlardı. Ayşim Öğretmen'in anlattıkları her zaman ilgilerini çekiyordu. Özellikle de Ercan, Duru ve Mina üçlüsünün. Öğretmen etrafa bakmaları ve fotoğraf çekmeleri için onları serbest bıraktı. Birçoğu genç kadının etrafını sarmış, ona sorular soruyordu.
Ankara'ya gri diyenler acaba Mogan Gölü'nü gördüler mi? Hiç sanmıyoruz. Başkentin renklerinden Mogan Gölü, İpek Arman'ın yeni romanı Mogan Gölü'ndeki O Gece'de nefes nefese ilerleyen bir maceraya ev sahipliği yapıyor. Anadolu Uygarlıkları'na gönül veren kitaplarımızın en yenisi olan bu eser, Geç Roma/Bizans Dönemi'ne de uğrayıp 2005 yılından MS 362 yılına uzanıyor. Kitaptaki gizemli yollara saptıkça görüyoruz ki çocuklar zaman ve mekân dinlemiyor, yine bir şekilde oyun arkadaşlarını buluyor ve birbirlerinin hikâyelerini tamamlıyorlar. Ne mutlu! Azimle katedilen tüm yollar, çözülecek sırlara ve aydınlığa çıkıyor. Bir meşale de size uzatıyoruz.
"Gece serinliğini tam olarak hissettiklerinde üçü de ürpermişti ama bunun havadan kaynaklanmadığını biliyorlardı."
Mogan Gölü'nün kıyısında sınıfça kamp yapmak mı? Bu harika bir fikir. Peki ya Mogan'ın yıllardır sakladığı bir sırrı varsa?
Ercan, Duru ve Mina göl kıyısını keşfederken kendilerini bir geçitte bulurlar. Sonrası çokça karanlık, macera, işbirliği ve gizem...
Servis aracı, Çankaya'dan geçip güneye doğru Konya Yolu istikametine döndüğü zaman saatler 09.45'i gösteriyordu. Çok geçmeden göl bütün güzelliğiyle karşılarındaydı. Herkes heyecanla toparlanmaya başladı. Kamp yapmak için izin aldıkları bölge, Gölbaşı'na girdikten sonra birkaç kilometre gidecekleri güney istikametindeydi.
Öğretmenlerinin eşliğinde araçtan indiler. Gölden gelen tatlı bir yosun kokusu vardı. Kıyıda yetişmiş sazlıkların üzerinde kuşlar uçuyor, güneşin altında parlayan Mogan'ın minik canlıları başlarını ara ara sudan çıkarıyordu.
Çadırlarda iki kişi kalacaklardı. Hemen bir çember oluşturup çadırları kurmaya başladılar. Kurulan her çadır ortamı renklendiriyor, çocuklar sevinç içinde uyku tulumlarını yerleştirmeye koşuyordu. Mina ve Duru, Ercan'ın İsmail adındaki diğer bir öğrenciyle kalacağı çadırın tam yanına yerleştiler. Bir süre sonra kamp kurulmuş ve Semih Öğretmen'in çaldığı düdükle tüm öğrenciler onun yanında toplanmışlardı.
Evet, hadi bakalım, herkesin şapkası başında değil mi? Öğlen yemeğine kadar etrafta bir yürüyüş yapacağız. Sonra gölün çevresini inceleyip bölgenin tarihini konuşacağız. Ayşim Öğretmenim, ben geçen hafta biraz anlattım derslerde ama sizden daha detaylı bilgiler almak istiyoruz.
***
Saat daha erkendi ve her zaman yaptıkları gibi en tepeye kadar çıkıp Kale'nin iç surları içinde kalan çarşıları gezeceklerdi. Mina bölgeyle ilgili oldukça çok kitap okumuştu. Tarihe olan merakı sayesinde bildiklerini bir turist rehberi edasıyla her seferinde anlatıp dururdu.
Roma Dönemi'nin sonlarına doğru yapımına başlanmış ama esas Bizans Dönemi'nde birçok ekleme yapılmış Kale'ye... Sonrasında Selçuklular, Osmanlılar...
Tamam Mina, biliyoruz, şehir de bu kalenin civarındaymış, ticaret çok yoğunmuş o dönem, elbette Kral Yolu'nun üzerinde olduğu için...
Ha bir de dünyadaki ilk ticaret fuarı burada yapılmış...
Ercan son cümleyi söyledikten sonra hepsi birden gülmeye başlamışlardı. Mina sayesinde Kale hakkında o kadar çok şey biliyorlardı ki ona fırsat vermeden arka arkaya sıralamışlardı tüm bilgileri.
Peki o zaman size yeni bir bilgi: Roma ve Bizans Dönemi'nde buranın yani Ankara'nın tatil yeri ol duğunu biliyor musunuz? Hatta Roma imparatorları bile başkenti İstanbul'a taşıdıktan sonra şehrin neminden kaçmak için buraya gelirlermiş.
Yok artık, denizi bırakıp buraya mı geliyorlarmış...
Evet, üstelik uzun süre de kalıyorlarmış. Neyse, işte size yeni bir bilgi daha...
***
Çocuklar, önlerinde öğretmenleri olmak üzere grup halinde yürümeye başladılar. Gölün yaklaşık 8 bin yıl önce oluştuğunu, hangi canlı türlerini barındırdığını ve çoğunlukla yetişen bitkileri biliyorlardı. Özellikle de dünyada sadece burada yetişen Sevgi Çiçeği hakkında çok şey anlatmıştı Semih Öğretmen. Üstelik tam da çiçeklerini açtığı bir dönemde gelmişlerdi ve onları görmek için heyecanlanıyorlardı.
Sizce bu güzel bölgede ilk yerleşim ne zaman olmuştur?
Ayşim Öğretmen yavaş yavaş yürüyerek gölün arka taraflarında bulunan tepelik alanlara doğru ilerliyordu. Sorduğu soruya çocuklardan bir yanıt alamamıştı. Elini gözlerine siper ederek geldikleri Ankara yönüne doğru baktı.
Aslında Gölbaşı ve çevresi Tunç Devri'nde yerleşim alanı olmuştu. Sonrasında da sırasıyla Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Anadolu Selçuklu ve Osmanlılar yerleşti. Yani aslında Ankara'da yaşamış olan tüm medeniyetler burada da vardı.
Çocuklar dikkatle etrafa bakıyorlardı. Tepeliklere doğru görülen taşlık alanları, kayaları inceliyorlardı. Ayşim Öğretmen'in anlattıkları her zaman ilgilerini çekiyordu. Özellikle de Ercan, Duru ve Mina üçlüsünün. Öğretmen etrafa bakmaları ve fotoğraf çekmeleri için onları serbest bıraktı. Birçoğu genç kadının etrafını sarmış, ona sorular soruyordu.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 93,13 | 93,13 |